12 Kasım 2014 Çarşamba

Latinolar Amerika Icin Neden Onemli?



LATINOLAR AMERIKA ICIN NEDEN ONEMLI?

 

-Latinolar Kimdir?

-Los Angeles County, Claremont Belediye Eski Baskani ile Roportaj





Latinolar ya da Hispanikler Amerika’ da yasayan en buyuk etnik grup. 2012 ABD Nufus Idaresi raporuna gore Latinolar ABD nufusunun %16.7 sini yani 52 milyonunu  olusturuyor. Nufuslari hizla artan Latinolarin en yogun olarak yasadigi eyelet 14.4 milyon kisiyle guneybatidaki Kaliforniya ancak yine guneydeki New Mexico eyaleti % 46.7 ile Amerika’da en yuksek oranla Latinolarin konumlandigi yer. *


Latinolarin numaralarla kisaca ozeti



Bizim de tanidigimiz bircok unlu de aslinda Latino: sarkici Christina Aguileria Ekvator asilli, aktor Cameron Diaz Kuba asilli, adi cumhuriyetcilerin baskan adayliginda gecen Texas senatoru Ted Cruz Kuba asilli Latinolardan.

"Beyaz Mahallemizde Beyaz Kiracilar Istiyoruz"



Ancak Latinolarin Amerika’da gordugu muamele tarihe donup batigimizda cok da ic acici degil. Latinolar Siyahlardan farkli olmayan bir sekilde toplumda, yasa onunde esitlik ve hak konularinda ayrimciliga ugramislar ve dislanmislardir. Okullarda ugradiklari ayrimciliga karsi dava yolunu secen Latinolar ABD egitim tarihinin ayrimciligi durduran ilk dava sonucuna ulasmislardir. Kaliforniya’da yasanan Lemon Grove Olayi  ve ardindan acilan mahkemeyle Latinolar okul;arinda akranlariyla esit sekilde egitim gormeye devam etmislerdir. Siyahlarin beyazlarla ayni okulda egitim gormelerinin yolunu acan Brown v. Board of Education kararindan tam 24 sene once 1931 de Latinolar ABD tarihinin egitimde
"Kopek, Zenci, Meksikali giremez"
Steakleriyle unlu Lone Star Restorani: Dallas, Texas 
ayrimciligi sonlandiran ilk kararinda rol almislardir.
Yıllarca horgorulen, beyazlardan sirf ten renkleri dolayisiyla farkli okullarda okutulmaya mecbur birakilan, otobus ya da trenlerde beyazlarla yan yana oturamayan Latinolar tum bunlara ragmen ulkelerine donduklerinde esit haklara kavusacaklari umuduyla 2. Dunya Savasi’nda Amerika icin savasmislardir. Oysa ulkesi icin olen Latinolardan biri olan Er Felix Z. Longoria, Jr. in cenazesinin memleketi Texas’ta gomulmesine izin verilmemis ve neden olarak da beyazlarin bunu hos gormeyecegi soylenmistir. O tarihlerde buyuk bir skandala neden olan bu olay daha sonra baskan olacak zamanin senatoru Lyndon B. Johnson'un direktifi ve yardimlariyla Er Felix Z. Longoria, Jr. ‘in naasinin Washington DC. de bulunan Arlington Milli Mezarligi’na gomulmesiyle son bulmus.


Yillarca hor gorulen Latinolar 1960’da Viva Kennedy Kulupleri’ni kurarak bir umut olarak gordukleri Irlanda asilli katolik John F. Kennedy’i 1960 baskanlik secimleri icin desteklemislerdir. Kennedy’nin kritik zaferinde rakibi Richard Nixon ‘dan aldigi yaklasik 100 bin fazla oyda Viva Kennedy Klupleri ve dolayisiyla Latinolarin onemi buyuktur. Kennedy’nin baskan secilmesinden sonra secimler sirasinda Kennedy’e verilen destegin karsiligini geri alamayan Latinolar 1970’de Texas’ta La Raza Unida adli bir parti kurdular. Bayraklari Aztekli atalarini simgeleyen kartal olan parti Kaliforniya, Kolarado, Texas, gibi guney eyaletlerinde aktif rol aldi. Kurulusundan sonra katildigi secimlerde Demokratik ve Cumuriyetci partilere alternatif olarak  sadece Latinolarin haklarini savunmak uzere girdi. Texas’da LaSalle Country’de 2 belediye baskanligi kazanan parti zaman icerisinde aktifligini yitirdi.

1960 Baskanlik Secimlerinde Kennedy'i desteklemek icin kurulmus kulup

Aztekli atalarina gonderme yapan Latinolarin La Raza Unida partisi bayragi

Latino nufusu aktif ve dogurgan bir nufus demistik, oyle ki azalan beyaz nufusa karsi ABD Nufus Idaresi’nin tahminine gore 2050 yilinda Latinolarin nufusunun 102.6 milyona cikacagi ongoruluyor.


2050 Latino Nufus Tahminleri



Peki Latinolar bugun nasil temsil ediliyor, seslerini nasil duyuruyor?

Su an degisim ogrencisi olarak okudugum Pitzer College’i de sinirlari icine alan Los Angeles County’deki Clremont sehrinin eski belediye baskani ve su anki belediye meclis uyelerinden Meksika asilli Sam Pedroza ile bir roportaj yaptim. Latinolar, Latinolarin karsilastigi zorluklar,  4 Kasim secimleri ve Claremont ile ilgili olan roportaj Latinolarin bugunu ve yariniyla ilgili bilgiler de sagliyor.


Sam Pedroza ile rotortajin ardindan cekilen fotograf

 

 

Los Angeles’ta dogup Bassett’ te buyudunuz. Yetistiginiz cevrenin sizin kisiliginize ne gibi etkileri oldu?

Buyudugum Bassett bolgesi cetelerin tohumlandigi bir yerdi bu sebeple bana cok iyi yon gosterdikleri ve oradan cikmama yardimci olduklari icin aileme minnettarim. Diyebilirim ki, birlikte buyudugum arkadaslarimin cogu yanlis hayat bicimleriyle cok da iyi insanlar degillerdi. Bu nedenle gelecegimin kotu olmasini istemeyen anne ve babam beni universite okumaya tesvik etti ki boylece o ortamdan uzaklasabildim. Uzulerek soyluyorum ki Los Angeles County’de bu tarz alanlar var. Bu topluluklarda kalip orada fark yaratan insanlara ne kadar minnet duysam o kadar azdir cunku bu topluluklar bu yolla onlarin destegiyle gelisecektir.  Bense universite egitimimi aldiktan sonra evlemdim ve su an oldugum pozisyona gelecek kadar sansliydim.

 

Politikaya neden eyalet ya da ulusal alanda degil de yerel alandan girdiniz?

Acikcasi bunun arkasinda birkac sebep var. Bunlardan birisi ailem. Genc bir ailem var ya da ilk basladigimizda oyleydi bu nedenle onlara yakin olup onlarin gunluk hayatlarinda yer almak istedim.
Daha once yerel yonetim karar alma mekanizmalarinda onemli yer tutan atik su ve atik ile ilgili konulardaki islerde calismistim.  Bu nedenle yerel yonetime girmek benim icin beklenen bir adimdi.


Claremont sehri “agaclar ve profesorler sehri’ olarak biliniyor sehirde 21 adet mahlle oarki var. Bu insanlari nasil etkiliyor?

Evet saniyorum ki bu bizim hayat kalitemizi arttiran ve insanlarin araba kullanirlarken iyi hissetmelerini saglyan bir gurur kaynagi. Nerede yasadigimiz toplulugumuz icin onemli bu nedenle hemsehrilerimiz bundan bir nebze gururlu ki bu cok onemli bir sey.


2000 yilindaki nufus sonuclarina gore Claremont nufusu yaklasik 33bin kisiydi. Etnik dagilimsa yaklasik %75 beyaz, %15 Latino, %11 Ayali, %5 Siyah ve geri kalan %10 diger etnik kokenlerden olmak uzere olusmaktaydi. Sizin secim sonuclariniza baktigimda secime giren adaylar icinden en cok oyu sizin aldiginizi goruyorum, hem de iki kere. Bunu basarmak ne kadar zordu ya da ne kadar kolaydi?

Bunun sebebi kisisel gecmisim, etnik kokenimin bunda bir etkisi oldugunu dusunmuyorum.Ben hemsehrilerime sehirle ilgili konusmak istedikleri zaman hep sehrimizde pozitif seylerin oldugunu ve pozifif seylere odaklanmalarini soyluyorum.  Her sehrin kotu ozellikleri vardir ancak beraber calisilsa ve sehirdeki olumlu seylere odaklanilirsa bunlar ustesinden gelinebilecektir. Claremont yasamak icin ucuz bir yer degil. Orta gelir veya yuksek geliri grubu olsun yatirim yapmaniz icin paranizin olmasi lazim. Aynı miktardaki para cevre sehirlerdeki bir evin fiyatini 4 te biri kadar indirebilir bu nedenle burada yasamak biraz masrafli. Hic kimse silik bir yatirim yapmak istemez. Biz sehrimizde insanlarin olumlu seylere konsantre olmasini istiyoruz cunku bir cok insan icin bu hayatlarindaki en buyuk yatirim sadece maddi olarak degil ayni zamanla ailelerinin de yasadigi bir yer olarak.


Sizce cevredeki Latinolarin karsilastigi problemler neler?

Bana gore 2 nokta var. Birincisi burada yasamak pahali. Yuksek maliyetler bircok insan icin bariyer teskil ediyor.
Diger bir nokta sehrin bilinirligi. Mesela ben buyudugum San Gabriel vadisinde yasamak istiyordum. Zaten orada calisiyordum ve Claremont’ta yasamayi hic de dusunmuyordum. Claremont’u cok pahali bir yer olarak dusunuyordum. Emlakcimiz bize bir ev gosterdi ve bizim algimiz degisti. Yapabilecegimiz her seyi yaptik ve buraya yerlestik. Kariyer sahibi ola, kaynaklarini olusturan ve aileleriyle bir hayat surmeyi arzulayan Latinolar icin Claremont cekici bir sehir olabililir.


Buyuk resme baktigimizda sizce ulkedeki Latinolarin karsilastigi problemler nelerdir?

Latinolarin karsilastiklari problemler orta sinif gelir seviyesine sahip ailelerin karsilastigi problemlerle ayni. Birinci ikinci ya da ucuncu generasyon Latinolarin cogu isci sinifina dahil. Egitim almak bugun basli basina bir sorun, egitim mailyetleri giderek artiyor.
Bir digeri ise is konusu. Bir sekilde universiteye girme sansini elde etseniz bile onun borcunu tasimaniz gerekecek. Bu noktada is bulmak cok onemli. Bana gore bu noktada ten renginiz artik cok onemli bir faktor degil aksine yetenekleriniz muhim.
Bu iki nokta Latino nufusu ici onemli. Bana kalirsa Kaliforniya’da insanlar ten renginiz icin iki kez dusunmuyorlar. Ulkenin geri kalaninda, orta ve guney kesiminde hala bazi zorluklar var. Ancak Kaliforniya’da dogup buyumus biri olrak karsilastigimiz zorluklar ten rengi farkliligindan ziyade orta sinif olmanin getirdigi zorluklar.


Derste isledigimiz nokatalardam biri de Latinolar arasindaki ten rengi farkliliklarinin onemiydi. Bu konu hakkinda ne dusunuyorsunuz, Latinolarin gorunuslerindeki bu farklilik sizce onemli mi?

Evet bu bence onemli bir faktor. Bu konuda bircok analiz var ve malesef bunlar konunun varliginin gostergesi. Fakat bu toplulukta sevdigim sey birey olarak yeteneklerinin ten renginden daha degerli olmasi. Belediye meclisimizde Siyah, Asyali hangi ten renginden isterseniz meclis uyelerimiz var.


4 Kasim 2014 secimlerinde Latinolarin secimlerdeki aktif ya da pasif katilimi secim sonuclarinin bazi sehirlerde degismesine neden oldu. Buradan bakilinca Latino oylarinin onemi var mi?

Demokratlar Latino oylarinin avantajini uzun yillardan beri kullaniyorlar. Aancak Cumhuriyetciler guclu bir degisimle Latino oylarini cekiyor. Hatirliyorum da bundan 10-15 yil once Cumhuriyetci bir Latino bulamazdiniz. Su an ikinci ve ucuncu nesil Latinolar’da Cumhuriyetci egilim daha fazla. Bence olan sey Cumhuriyetcilerin savundugu aile kulturunun Latinolar icin degerinin buyuk olmasi. Oteki taraftan Demokratlar ayni cinsiyet evliliklerini savuyorlar. Ama en onemli sey gocmen meselesi. Baskanin (Obama)bu konuyu gundemine almamasinin son secim sonuclariyla buyuk bir ilgisi var. Bircok Latino bu olayin ustune oy kullanmadi. Su anki duygu iki partinin de Latinolar icin onemli bu konuya egilmedikleri yonunde. Mesela gocmen reform paketini gecirdik benim aile uyelerim Amerika ‘ya gelmeyecek ki. Biz bu konuyu vatandasligin gelismesinde gerekli olarak goruyoruz ve bunu Latinolar icin onemli buluyoruz. Mesela ben Amerika’da dogdum ve aslina bakilirsa Meksika kulturuyle direk bir iliskim yok, ben bir Amerikaliyim. Bana oyle geliyor ki gocmen konusunu Demokrat ya da Cumhuriyetci  kim acarsa bu bana onemli oldugumu hissettirecek. Eger Demokratlar konuyu acmazlarsa bu firsati kaciracaklar, ozellikle bu iki yil icersinde. Bu nedenle onumuzdeki iki yil icerisinde bu baskanlik icin etkin bir faktor olacak.

Eski Claremont Belediye Baskani ve su anki meclis uyesi Sam Pedroza hakkinda daha detayli bilgiyi buradan bulabilirsiniz: http://www.ci.claremont.ca.us/ps.fyi.cfm?ID=1696

KAYNAKCA

* ABD Nufus Idaresi . Erisim tarihi: 12 Kasim 2014: http://www.census.gov/newsroom/releases/archives/population/cb12-90.html

10 Kasım 2014 Pazartesi

2015'e Ne Kadar Hazırız?

2015'e Ne Kadar Hazırız?




Gun gectikce 2015'e daha da yaklasiyoruz, bizim icin onemi buyuk olan bu yil tarihin tekrar yazilacagi bir yil olabilir. Zira 1984 adli romaninda George Orwell'in dedigi gibi “Gecmisi kontrol edenler gelecegi kontrol ederler, bugunu kontrol edenler gecmisi kontrol ederler”

George Orwell'in 1984'unden

24 Nisan 2015 Ermeni olaylarinin 100. yili. Konu hakkinda cok farkli gorusler var ancak tanitim ve lobicilik faaliyetleri insanlarin olay algisinda 1915’te gercekte ne oldugundan daha belirleyici oluyor. Sonucta dunyadaki 7.1 milyar insanin birincil onceligi Ermeni meselesi degil ve bu insanlar kendilerini cok da ilgilendirmeyen bu gibi bir konuda sadece kulak doldunluguyla ya da onlara anlatilanlarla yetiniyorlar.

Biz Turkler olarak konunun muhimmiyetini esgecip diger 7.1 milyon gibi baktik bu olaya ve gorunen o ki hala da oyle bakiyoruz. “Ermenistan abi ufacik ulke zaten nolcak?” “Sanki soykirim yaptik, soykirim yapsaydik bir tanesi bile yasamazdi  bugun” ya da Suleyman Demirel’in dedigi gibi “Dun dundur bugun bugundur” diyen cok insan var bugun ulkemizde. Bunlar kisaca “Bana ne ya koskoca ulkede bir tek ben mi kaldim bu konuyla ugrasacak” demekten farksiz. Turkiye 3 milyon 200 bin kisilik Ermenistan’nin 26 kati buyugunde yuzolcumune sahip. Ermenistan ile karsilastirinca evet Turkiye buyuk bir ulke hem yuzolcumu hem de nufusu muazzam. Peki 76 milyon kendilerini dogrudan ilgilendiren bir konuda ne kadar bilgili? Halkimiz bu konu hakkinda gazeteler ya da tevelizyonlarin sundugundan fazla ne ogrendi de kendine ozgu bir gorus olusturdu? Peki yabanci dil bilen biz gencler naptik bu konuda? Yurtdisinda tanistigimiz Ermeniler bize bu konuyu dunyanin binbir tarafindan gelen akranlarimizla oturdugumuz yemek masasinda actiklarinda biz hep sustuk ya da konuyu degistirdik. Bunu yapmamizin nedenini de hosgorulu olmamiza verdik, sonucta biz tartisma istemiyorduk. Suskun kalmamizin nedeni kismen kirginlik istememizdi, kismense konusamamamiz tezimizi aciklayamamizdi cunku konu hakkinda yeteri kadar bilgi sahibi degildik. Konuyla ilgili gerekli yazilari hep istememize ragmen bir sekilde zaman bulup da okuyamamistik ve boylece hosgorulugun buyuklugune birakmistik vicdanimizi ve tarihi gercekleri.

Peki ya hosgoru gosterdigimiz Ermeniler ne yaptilar? Her tanistigi yabanciya tezlerini anlatmaya calistilar, lobi yaptilar ve boylece kendilerini tanittilar. Ve hic durmadan canla basla, Amerika’da Avrupa’da Uzak Dogu’da Okyanusya’da.

Bunca yildir dunyanin lider ulkelerinin siyasetcilerinin, karar alicilarinin aklini celen, onlari kendi taraflarina ceken Ermeni lobisi tek tarih tezleri olan Ermeni Olaylarini kullanarak kendilerini tum dunyaya tanitmaya calisiyorlar. Siyasi alanda Ermeniler buyuk basarilara ulastilar. Su an dunyada 21 ulke olaylari Soykirim olarak degerlendiriyor ve taniyor. Liste soyle:

1. Arjantin
12. Holllanda
2. Belcika
13. Polonya
3. Kanada
14. Rusya
4. Sili
15. Slovakya
5. Guney Kibris
16. Isvec
6. Fransa
17. Isvicre
7. Almanya
18. ABD
8. Yunanistan
19. Uruguay
9. Italya
20. Vatican Sehri
10. Lubnan
21. Venezuella
11. Litvanya

Kaynak: Ingilizce Wikipedia


Neden Sili kendini hic ilgilendirmeyen bir konuda fikir bildirir ya da nufusu 900 olan Vatikan sehri zamanini harcayip itilafli bir konuda taraf olmayi secer ? Lobilicigin etkinligi herhalde tum bunlari anlamak icin yeterli.

Bunlar olaylarin devlet tarafi peki bireyleri nasil etkileyebilirsiniz?

Soyle buyuk bir ses getirecek bir Hollywood filmi yeterli olur mu? Oyuncu kadrosuna Al Pacino, Leonardo DiCaprio, William Fichtner, Tom Wilkinson, Paul Giamatti, Armand Assanti gibi dunyaca bilinen kisileri koyarsaniz peki? *

1978 de vizyona giren ABD menseeli Geceyarisi Ekspresi (Midnight Express ) filminin yabancilarda olusturdugu o korkunc Turkiye onyargisini ulkece daha yeni yeni silmeyi basarirken yeni bir ekspres kim bilir bizlere kac yila mal olur. Malum biz yillarca Turkiye’nin turizmini, bilinirligini arttirmaya calisiyoruz bir film ekspres olarak geliyor ve tum bunlari alip goturuyor.

1978'de vizyona giren Gece yarısı Ekspresi Türkiye'ye karşı buyuk ön yargılara neden olmuştu

Yuzolcumu Turkiye’nin 26da 1i, nufusu 25 misli daha az olan bir ulke bize ne kadar sorun cikarabilir diye dusunenler icin ileriye bugunden bakarak gelecek hakkinda biraz olsun tahmin yurutmelerini oneriyorum. Biz ne kadar tartisma istemeyip sussak da Ermeni lobisi tikir tikir islemeye devam edecek. Her Turk’un yurtdisinda belirli ulkelerde maruz kaldigi asagilanma ve katil ulkenin vatandasi olma imaji tum dunyaya yayilacak ta ki biz okuyup arastirip kendi tezlerimizin dogrulugunu kanitlayacak tanitim ve lobi faaliyetlerini yapana kadar. Devletin yapacaklari onemli ancak birey olarak da yasadigimiz ulkeye karsi sorumluluklarimiz var yani “Her seyi devletten beklemek” yerine bu konuda biraz da bizim efor sarfetmemiz lazim. Cunku konu bize alakasiz bir konu degil, aksine direk bizi ilgilendiren, gelecegimizi sekillendirebilecek bir mevzu.Insan Haklari Evrensel Bildirgesi’nin 1. Maddesinde birey olarak herkesin esit yasamaya hakki vardir denilir. Insanlarin kafalarindaki onyargiriyla tanidigi bir ulkenin vatandasi olmamak ve  diger tum insanlarla beraber esit olarak yasamak icin bize karsi gelecek onyargilari savusturacak ve onlari gerceklikle yenecek bilgi gucumuzun olmasi gerekiyor.




FİLM HAKKINDA:



24 Nisan’da çıkacak olan film GENEX ismini taşıyor ve  “genetic extermination” kelimelerinin kısaltmasından oluşuyor Türkcesi genetik imha anlamına geliyor. Filmin tanıtım faaliyetleri filmin internet sitesinde, IMDB, twitter, facebook gibi tüm soysal mecralarda devam ediyor.

 
Hollywood yıldızlarını bir araya getirecek Türkiye karşıtı film 24 Nisan 2015' te vizyona giriyor.

Eğer thegenex.com’a girerseniz güvenilirliğine inanılmayan ama Ermeniler tarafından sıkça kullanılan bir Adolf Hitler sözünü göreceksiniz. Sayfada ilerlediğinizde Ermenilerin farklı tezlerine ulaşmanız da mümkun.

Ermeniler olayların geçtigi yeri ve yılı Osmanlı İmparatorluğu,  1915-1923 diye belirtmişler. Yani bu Türkiye Cumhuriyeti’nin işi değil diyenler için bizim bildiğimiz tek yıl tek gün (24 Nisan 1915) tezinin aksine Ermeniler olayları 9 yıllık bir süreye yaymışlar. Anadolu 23 Nisan 1920’den beri Meclis (Ankara Hükümeti) ve Osmanlı İmparatorluğu ile yönetilse de hilafetin 1 Kasım 1922’de kaldırılmasıyla ülke tek bir yönetim çatısı altında birleştirilmiştir. Oluşturulan Ermeni teziyle tarih itibariyle bu surecin içine Türkiye Cumhuriyeti de katılmıştır.

Tarih kitaplarında hep geçen bir 3T vardır. Tanıma, tazminat, toprak. Ermeniler hala birinci safhadalar ancak bu kısmı aştıktan sonra gerisinin geleceğine şüphe yok. Bu sebeple doğru tezler üreterek, bilgimizle ve sabrımızla Ermenilerin canla başla uğraştıkları lobilicik faaliyetlerine karşı bizler de aynı özveriyle çalışmalıyız.

NOT: Yazıyı Amerika'da Türkçe klavye olmadan yazdım. Bir kısmını düzelttim ancak tüm metni düzeltmenin uzun bir zaman alacağını düşünüp öylece bıraktım. Bu yüzden kusuruma bakmayın.

 

 KAYNAKÇA:

Wikipedia. Erisim tarihi 10 Kasim 2014. http://en.wikipedia.org/wiki/Armenian_Genocide_recognition
Insan Haklar Evrensel Bildirgesi. Erisim tarihi 10 Kasim 2014. http://www.meb.gov.tr/belirligunler/insan_haklari/bildirge.htm
* Erisim tarihi 10 Kasim 2014. http://www.armenianow.com/arts_and_culture/43388/armenia_genocide_2015_genex_film

One Young World 2014, Dublin Kritigi


One Young World 2014, Dublin Kritigi


Dunyanin 160 tan fazla ulkesinin yaklasik 1200 katilimciyla temsil edildigi bu organizasyona Turkiye'den benim de icinde oldugum 10 kisi gonderildi. Sabanci Holding'in sponsor oldugu ve bu sene dorduncusunun Dublin'de gerceklestigi konferans, Kofi Annan'dan Muhammad Yunus'a bircok onemli kisiyi katilimcilarla bulusturdu.
Bir noktayi dikkate almazsak konferans gayet basariliydi. Ancak bu bir nokta ki bir Turk delegesi olarak benim icin tum konferansa golge dusurdu ve konferansa olan algimi butunuyle degistirdi. Konferansta bir ulke(!) 40 katilimciyla temsil edildi ki her ulkenin ortalama 10 kisi gonderdigi goz onune alininca bu sayi bir hayli yuksek. Tahmin edin bu ulke neresi? Hala Irak'ın bir parcasi olan Kurt yonetim bolgesi, konferans boyunca bir ulke olarak tanitildi ve her soz alan İngiltere, Amerika, İsvec, Almanya gibi dunyanin dort bir tarafinda okuyan Kurt gencleri devletler arasinda taninmayan ulkelerinin tanitimini yaptilar. Ve bunu bilincli olarak, Kurt ve Kurdistan kelimesinin gecmesi icin iki cumlelerinden birine bu sozcukleri ekleyerek yaptilar. Ben ya da diger Turk arkadaslarim bu konuda cikip da bir sey demedik, ta ki son gune kadar. Kurt gencleri bu sefer 1978 de Turkiye'yi bolmek ve bagimsiz buyuk Kurdistan idealine ulasmak icin kurulmus ve onbinlerce sivil/asker Turk vatandasimizin olumune neden olmus teror orgutu PKK'nin terorist bir orgut olmadigini beyan edip, PKK'nin ISID 'e karsi kiz cocuklarini savundugunu soyledi. Bu Kurt genci soz almadan once konusan Turk delegenin konusmasiysa One Young World kurucusu David Jones tarafindan durdurulmak istendi. Az zamanin kaldigini soyleyen David, yillarca Turkiye'ye saldirilarda bulunan bir terorist orgutun yaptiklarinin dunyaya anlatmasina izin vermezken, hala Irak'in bir parcasi olan Kurt Yonetim bolgesinin her firsatta Kurdistan olarak tanitilmasina alkis tuttu. Bunun otesinde Kurt bolgesini temsil eden ve sadece 17 yasinda olan Idris Barzani'nin ismi konusmaci listesinde yer almamasina ragmen egitim kisminda kendine konusmaci olarak yer buldu. Barzani ailesi tarafindan kurulan ve basina 17lik Idris Barzani’nin getirildigi Rwanga Foundation’un 60bin dolarlik girisimcilik odulu, One Young World kapanis toreninde 3 kazanana dagitildi. Kisi basi katilim ucreti ucak bileti haric 2bin750 Sterlin + KDV yani 10 bin TL den fazla olan bir konferansa 40 kisiyi getirip uzerine 60 bin dolarlik odul dagitmak, ki bunlar sadece bizim gordugumuz miktarlar, ulkeler arasi anlasmalarla taninmamis bir yerel yonetimin adini ulke olarak tum dunyaya Kurdistan olarak tanitmak icin sanirim yeterli oldu. Dunyanin tek bir catida birlesmesi gerektigini savunanan One Young World yaptiklariyla soylediklerinden ayriliyor.

40 kisi gelen ve hala Irak'a bagli bir ozerk yonetim bolgesinin dunyanin 160tan fazla ulkesinden 1200 civarinda katilimciya Kurdistan diye bagimzsiz bir ulke oldugu imajini vermesi ve bunun konferansi duzenleyenlerce alkisla karsilanmasi olayin arkasinda buyuk bir destek olduguni ortaya koyuyor.
Peki ben bunu neden burdan size anlatma geregi duydum? Turkiye'yi de icine alan bagimsiz buyuk Kurdistan'i kurmak icin dunya capinda ciddi bir lobi donuyor.Ve ben ya da benim gibi Turk gencleri sadece is bulmak ya da refah icinde bir hayata kavusmak icin milletimizi ve aslinda gelecegimizi ilgilendiren konularda hep susuyoruz. Bilmiyorum daha ne kadar susacagiz ama bence artik konusmanin zamani geldi. 15 yasindan beri yurtdisina cikiyorum. Pasaport kuyrugundan tutun, insan haklari konularinda her yerde kotu muameleye tabi tutuluyoruz. Non-EU kuyruklarinda polisin seceremizi sordugu, batili ulkelere gore Ermenilere soykirim yapan ya da Kurtlerin bagimsizligina karsi zalimlesen bir ulkenin evlatlariyiz. Her sey bizi Turk olmaktan uzaklastiriyor sanki. Evet buyuk bir tramva yasiyoruz oyle buyuk bir tramva ki Turkiye Cumhuriyeti sinirlari icinde her turlu azinliga ait oldugunu bagirabiliyor ve bundan alkis alabiliyorken, Turk oldugunu kisik sesle soyleyenlerin fasist olarak nitelendirildigi gunler yasiyoruz.

Peki ne yapmaliyiz? Hic bir ulkenin tarihi esitliklerle ya da hepsi mutlu gecmis yillarla dolu degildir. Bize insan haklari dersi vermeye calisan bati ulkelerinin tarihine bir goz atin. Engizisyon mahkemelerinde modern gorusleri savundugu icin yakilanlan aydinlari goreceksiniz ya da Yahudileri oldurmek icin siraya dizilen bir Avrupayi. Burda amacim kimseyi suclamak degil ama sunu belirtmek istiyorum ki sirkinmemiz lazim. Ulke icinde ve ulke disinda bagirilan "Turk olmanin kotu oldugu" gorusunu asmamiz lazim ve "Ben Turkum " diyebilmemiz lazim. Eger tum bu tramvalari asarsak, bireyselcikten uzaklasirsak ulkemizin gelecegini ve dolayisiyla kendi gelecegimizi daha iyi gorebiliriz.. Ki o zaman cevremizde surekli olarak devam eden ve bizi de ister istemez icine alan oyunlara karsi taktikler uretebiliriz.

Ne Mutlu Turk'um Diyene.

Sürdürülebilirlik İcin Mavi Ekonomi




Yeşil ekonomi  bitti şimdi de mavi ekonomi mi çıktı? Farklı isimler ama değişen bir şey yok, eski tas eski hamam diyebilirsiniz. Aslında mavi ekonomi bir nevi eskiye dönüş. Fikri ortaya atansa Belçikalı bir girişimci, adı Gunter Pauili. Pauli’ye daha sonra değineceğiz ama önce mavi ekonomi nedir onu anlayalım. Bölgesel kaynaklardan yararlanıp öncelikli olarak bölgeye katkı sağlamak bunu yaparken de tüketim sırasında önemsenmeyip atılan kaynakları sonuna kadar kullanmak. Yani bol bol üretip bol bol tüketmek yerine yeteri kadar üretip, üretileni sonuna kadar tüketmek mavi ekonomi. Bu fikriyle mavi ekonomi, market ekonomisine taban tabana zıt bir fikir. Market ekonomisi özellikle son 100 yıldır hayatımızda. Artan globalleşme, ulaşımın kolaylaşması, iletişimin gelişmesi market ekonominin şahlanmasını sağladı. Farklı kıtalardan gelen envai çeşit ürün her an ulaşılabilecek bir mesafede, belki bir pazarda belki bir markette.  Oysa bu küreselleşme çok büyük bir sorunu da
beraberinde getirdi: doğal sistemin bozulması ve kaynakların azalması. Artan tüketim talebini karşılamak için daha çok ve bilinçsizce üretim doğal kaynakların azalmasına ve doğal dengenin bozulmasına sebep oldu. Market ekonomisi, gücünün zirvesindeyken kaybettirdikleri ve doğadan aldıklarıyla ona karşı akın akın fikirlerin oluşmasına neden oldu. Bu nedenden dolayı daha çok yeşil ekonomi, organik ürün gibi tabirleri duymaya başladık. Görünen o ki daha da duyacağız. Oysa duyduğumuz bu kavramlar market ekonomisine karşı, onun alternatifi olarak türeyecekken onun alt dalı olarak belirdi.  Mesela değişik yerlerde farklı mevsimlerde üretilen organik ürünler dünya çapında pazarlanıyor.Peki farklı bir kıtada üretilen ve başka bir kıtaya pazarlanan, orada tüketilen organik ürün gerçekte ne kadar organik? Ulaşım maliyetleri ve bu maliyetlerin doğaya yaptığı tahribatı es geçersek ürün gerçekten organik olarak beliriyor. Ya market ekonomisinin önemsemediği doğa konusunu da hesaba katarsak? Büyük alışveriş merkezlerinde susuz çalışan pisuvarların üzerinde 1 pisuvarın 150 ton su tasarrufu sağladığı yazıyor. Peki bu tasarrufun nasıl yapıldığını hiç düşündük mü? Doğa dostu olarak tanıtılan bu ürünler doğayı kirleten kimyasal maddeler kullanarak su tasarrufu sağlıyor. Örneklerden de anlaşılacağı gibi aslında yeşil sandığımız çözümler çok da yeşil değil. Biz sadece bir kötüyü daha az kötüyle ikame ediyoruz ve sonuçta en iyi olan çözüme bir türlü ulaşamıyoruz. En iyi çözüm ne midir? En iyi çözüm gerektiği kadar üretip bunu sonuna kadar tüketmektir.Mesela içtiğimiz kahvenin üretimi için kahve çekirdeklerinin sadece %0.02'sini kullanıyorsak ve gerisini çöpe atıyorsak bu kötü bir fikirdir. Aman çöp çöptür ne yapalım demeyin. Bu çöp öyle bir çöp ki mantar üretiminden, kıyafetlere kadar birçok yerde kullanılabiliyor. Kahve atıklarının içerisinde mantarların üremesi için gerekli enzimler olduğu için kahve atıkları mantarlar için bir cennet. Bu fırsatı işe dönüştürenlerin sayısı da az değil. Mesela Zimbawneli Chido Govero ya da şehirdeki kahve atıklarını toplayıp mantar yetiştiren Berkeleyli mezunlar. (Blue Economy)  Ya kahve atıklarından üretilen tişörtler, ayakkabılar? Pakistan’da İngilizce yayımlanan New York Times ile bağlantılı The Express Tribune gazetesinin haberine göre Tayvan’da tekstil sektöründeki duraklamaya rağmen Singtex isimli bir firma kahve çekirdeklerini kullanarak yaptığı üretimle ihracat rekorları kırmış. (The Express Tribune) Firma, Timberland’ten Nike’a, Asics’ten North Face’e kadar 100ün üzerindeki firmaya üretim yapıyor. (Singtex) Kahve çekirdeklerinden yapılan üretimin faydalarıysa saymakla bitmiyor. Onlardan bazıları: ürünlerin koku yapmaması, hızlı kuruması ve kişiyi zararlı güneş ışınlarından koruması. %99.8 i çöpe atılan kahveden gelen üretim, istihdam ve ekonomik faydayı bir tarafa bırakırsak bir ürünün sonuna kadar kullanılmış olması yani israf edilmeyip aksine ondan değer yaratılmasıysa en önemli nokta. İşte Mavi Ekonominin amacı da bu. Yeteri kadar üretip sonuna kadar tüketmek. Mavi ekonomi yaratıcılığı gerçeklikle birleştirmeyi kendine vizyon olarak almış. İşte mavi ekonominin en önemli prensibi: Doğadan ilham alarak, iş ve sosyal imkan gibi çoklu fayda sağlayıp, azı kullanıp maksimumu üretip, talep edilene elinde olanla cevap vermek. (The Blue Economy)


 

TÜRKİYE İÇİN MAVİ EKONOMİ:


Türkiye gelişmekte olan bir ülke ve her gelişmekte olan ülke gibi gelişmişlerin arasında yer almak istiyor. Peki gelişmişlerin arasına nasıl ulaşabiliriz? Onların yaptıkları hataları tekrarlayarak mı yoksa alternatif çözümler üreterek mi? Alternatif çözümler üretmek, yanlışları bir kez daha tekrarlamaktan daha mantıklı görünüyor.  Bu nedenle Türkiye’nin alternatif iş modellerinden yararlanırken mavi ekonominin fikirlerinden esinlenmesi; üretirken yeteri kadar, tüketirken de sonuna kadar tüketmesi gerekiyor. Türkiye’ye uygun iş modellerinin bulunmasıysa girişimcilere düşüyor. Yukarıdaki  örnekten yola çıkacak olursak belki biz de kahve çekirdeklerinden başlayıp mantar yetiştirebiliriz? Ya da diğer örnekleri inceleyip ilham alabiliriz:

GUNTER PAULI:

1994’te Japon hükümetinin desteğiyle kurulan ZERI(Zero Emissions Research & Initiatives) adlı düşünce kuruluşunun fikir babası. Mavi ekonomi fikrinin temelini oluşturan kuruluş; yeni iş modelleri, sürdürülebilirlik ve doğa dostu fikirler için çalışıyor. ZERI’nin eylemlerinde çıkış noktası sayılan Mavi Ekonomi fikri Pauli tarafından 2010 yılında kitaplaştırılmış ve bugün 35 dile çevrilmiş. Türkçe versiyonu ise çeviri aşamasında.

KAYNAKÇA:

The Blue Economy. Erişim tarihi: 14 Nisan 2014, http://www.theblueeconomy.org/blue/Case_3.html
The Express Tribune. (2010, 11 Temmuz). Erişim tarihi: 14 Nisan 2014, http://tribune.com.pk/story/207069/drink-it-wear-it-wake-up-and-smell-the-coffee/
Singtex. Erişim tarihi: 14 Nisan 2014,  http://www.singtex.com/partners/
The Blue Economy. Erişim tarihi: 14 Nisan 2014,  http://www.theblueeconomy.org/blue/Principles.html