10 Kasım 2014 Pazartesi

Sürdürülebilirlik İcin Mavi Ekonomi




Yeşil ekonomi  bitti şimdi de mavi ekonomi mi çıktı? Farklı isimler ama değişen bir şey yok, eski tas eski hamam diyebilirsiniz. Aslında mavi ekonomi bir nevi eskiye dönüş. Fikri ortaya atansa Belçikalı bir girişimci, adı Gunter Pauili. Pauli’ye daha sonra değineceğiz ama önce mavi ekonomi nedir onu anlayalım. Bölgesel kaynaklardan yararlanıp öncelikli olarak bölgeye katkı sağlamak bunu yaparken de tüketim sırasında önemsenmeyip atılan kaynakları sonuna kadar kullanmak. Yani bol bol üretip bol bol tüketmek yerine yeteri kadar üretip, üretileni sonuna kadar tüketmek mavi ekonomi. Bu fikriyle mavi ekonomi, market ekonomisine taban tabana zıt bir fikir. Market ekonomisi özellikle son 100 yıldır hayatımızda. Artan globalleşme, ulaşımın kolaylaşması, iletişimin gelişmesi market ekonominin şahlanmasını sağladı. Farklı kıtalardan gelen envai çeşit ürün her an ulaşılabilecek bir mesafede, belki bir pazarda belki bir markette.  Oysa bu küreselleşme çok büyük bir sorunu da
beraberinde getirdi: doğal sistemin bozulması ve kaynakların azalması. Artan tüketim talebini karşılamak için daha çok ve bilinçsizce üretim doğal kaynakların azalmasına ve doğal dengenin bozulmasına sebep oldu. Market ekonomisi, gücünün zirvesindeyken kaybettirdikleri ve doğadan aldıklarıyla ona karşı akın akın fikirlerin oluşmasına neden oldu. Bu nedenden dolayı daha çok yeşil ekonomi, organik ürün gibi tabirleri duymaya başladık. Görünen o ki daha da duyacağız. Oysa duyduğumuz bu kavramlar market ekonomisine karşı, onun alternatifi olarak türeyecekken onun alt dalı olarak belirdi.  Mesela değişik yerlerde farklı mevsimlerde üretilen organik ürünler dünya çapında pazarlanıyor.Peki farklı bir kıtada üretilen ve başka bir kıtaya pazarlanan, orada tüketilen organik ürün gerçekte ne kadar organik? Ulaşım maliyetleri ve bu maliyetlerin doğaya yaptığı tahribatı es geçersek ürün gerçekten organik olarak beliriyor. Ya market ekonomisinin önemsemediği doğa konusunu da hesaba katarsak? Büyük alışveriş merkezlerinde susuz çalışan pisuvarların üzerinde 1 pisuvarın 150 ton su tasarrufu sağladığı yazıyor. Peki bu tasarrufun nasıl yapıldığını hiç düşündük mü? Doğa dostu olarak tanıtılan bu ürünler doğayı kirleten kimyasal maddeler kullanarak su tasarrufu sağlıyor. Örneklerden de anlaşılacağı gibi aslında yeşil sandığımız çözümler çok da yeşil değil. Biz sadece bir kötüyü daha az kötüyle ikame ediyoruz ve sonuçta en iyi olan çözüme bir türlü ulaşamıyoruz. En iyi çözüm ne midir? En iyi çözüm gerektiği kadar üretip bunu sonuna kadar tüketmektir.Mesela içtiğimiz kahvenin üretimi için kahve çekirdeklerinin sadece %0.02'sini kullanıyorsak ve gerisini çöpe atıyorsak bu kötü bir fikirdir. Aman çöp çöptür ne yapalım demeyin. Bu çöp öyle bir çöp ki mantar üretiminden, kıyafetlere kadar birçok yerde kullanılabiliyor. Kahve atıklarının içerisinde mantarların üremesi için gerekli enzimler olduğu için kahve atıkları mantarlar için bir cennet. Bu fırsatı işe dönüştürenlerin sayısı da az değil. Mesela Zimbawneli Chido Govero ya da şehirdeki kahve atıklarını toplayıp mantar yetiştiren Berkeleyli mezunlar. (Blue Economy)  Ya kahve atıklarından üretilen tişörtler, ayakkabılar? Pakistan’da İngilizce yayımlanan New York Times ile bağlantılı The Express Tribune gazetesinin haberine göre Tayvan’da tekstil sektöründeki duraklamaya rağmen Singtex isimli bir firma kahve çekirdeklerini kullanarak yaptığı üretimle ihracat rekorları kırmış. (The Express Tribune) Firma, Timberland’ten Nike’a, Asics’ten North Face’e kadar 100ün üzerindeki firmaya üretim yapıyor. (Singtex) Kahve çekirdeklerinden yapılan üretimin faydalarıysa saymakla bitmiyor. Onlardan bazıları: ürünlerin koku yapmaması, hızlı kuruması ve kişiyi zararlı güneş ışınlarından koruması. %99.8 i çöpe atılan kahveden gelen üretim, istihdam ve ekonomik faydayı bir tarafa bırakırsak bir ürünün sonuna kadar kullanılmış olması yani israf edilmeyip aksine ondan değer yaratılmasıysa en önemli nokta. İşte Mavi Ekonominin amacı da bu. Yeteri kadar üretip sonuna kadar tüketmek. Mavi ekonomi yaratıcılığı gerçeklikle birleştirmeyi kendine vizyon olarak almış. İşte mavi ekonominin en önemli prensibi: Doğadan ilham alarak, iş ve sosyal imkan gibi çoklu fayda sağlayıp, azı kullanıp maksimumu üretip, talep edilene elinde olanla cevap vermek. (The Blue Economy)


 

TÜRKİYE İÇİN MAVİ EKONOMİ:


Türkiye gelişmekte olan bir ülke ve her gelişmekte olan ülke gibi gelişmişlerin arasında yer almak istiyor. Peki gelişmişlerin arasına nasıl ulaşabiliriz? Onların yaptıkları hataları tekrarlayarak mı yoksa alternatif çözümler üreterek mi? Alternatif çözümler üretmek, yanlışları bir kez daha tekrarlamaktan daha mantıklı görünüyor.  Bu nedenle Türkiye’nin alternatif iş modellerinden yararlanırken mavi ekonominin fikirlerinden esinlenmesi; üretirken yeteri kadar, tüketirken de sonuna kadar tüketmesi gerekiyor. Türkiye’ye uygun iş modellerinin bulunmasıysa girişimcilere düşüyor. Yukarıdaki  örnekten yola çıkacak olursak belki biz de kahve çekirdeklerinden başlayıp mantar yetiştirebiliriz? Ya da diğer örnekleri inceleyip ilham alabiliriz:

GUNTER PAULI:

1994’te Japon hükümetinin desteğiyle kurulan ZERI(Zero Emissions Research & Initiatives) adlı düşünce kuruluşunun fikir babası. Mavi ekonomi fikrinin temelini oluşturan kuruluş; yeni iş modelleri, sürdürülebilirlik ve doğa dostu fikirler için çalışıyor. ZERI’nin eylemlerinde çıkış noktası sayılan Mavi Ekonomi fikri Pauli tarafından 2010 yılında kitaplaştırılmış ve bugün 35 dile çevrilmiş. Türkçe versiyonu ise çeviri aşamasında.

KAYNAKÇA:

The Blue Economy. Erişim tarihi: 14 Nisan 2014, http://www.theblueeconomy.org/blue/Case_3.html
The Express Tribune. (2010, 11 Temmuz). Erişim tarihi: 14 Nisan 2014, http://tribune.com.pk/story/207069/drink-it-wear-it-wake-up-and-smell-the-coffee/
Singtex. Erişim tarihi: 14 Nisan 2014,  http://www.singtex.com/partners/
The Blue Economy. Erişim tarihi: 14 Nisan 2014,  http://www.theblueeconomy.org/blue/Principles.html

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder